16 Mayıs 2011 Pazartesi

Sonunda "Bir Delinin Hatıra Defteri"ni izleyebildim! :))

      12 Mayıs 2011 akşamı unutulmaz bir tiyatro oyunu izledim: "Bir Delinin Hatıra Defteri"!
Oyun bir buçuk saat sürüyor ama bendeki etkisi bir buçuk ay sürer sanırım J

     Bir Delinin Hatıra Defteri adlı oyun, Ankara Devlet Tiyatrosu'nda 2008 yılından bu yana sahneleniyor. Bense, ancak 2011'de izleyebildim. Nihayet seyredebildiğim için de şanslıyım, çünkü; sahnelendiği ilk günden beri kapalı gişe oynayan müthiş bir oyun bu! Benim için oyuna bilet bulan Canım Arkadaşım Tuğçe'ye bir kez de buradan teşekkür etmek istiyorum: "Teşekkürler Tuğçeciğim"!..

     Beni çok ama çok etkileyen, düşündüren, ağlatan… bu muhteşem oyun ve o harikulade oyunculuk hakkında bir tiyatro eleştirisi yazmamak olmazdı tabii. İşte yazıyorum:

     Gogol'u hiç okumadığımı itiraf etmeliyim önce. Evet, o büyük yazarın eserlerini duydum, biliyorum ama okumadım; ki, bunun benim için bir kayıp olduğu kanaatine vardım bu oyunu izledikten sonra, ve kendi kendime, O'nun tüm eserlerini okumaya söz verdim!

     Oyundan çıkıp eve geldiğimde, ilk işim internete girip Gogol'un hayatını araştırmak ve büyük bir merakla okumak oldu. Çünkü kafamdaki, "Bir yazar, bir deliyi nasıl bu kadar etkileyici anlatabilir?" sorusunun cevabını bulmam gerekiyordu. Gogol'un yaşadıklarını, kafa yapısını analiz etmem lazımdı. Çok meraklı biri olduğum için ve biyografi okumayı da çok sevdiğim için, hiç vakit kaybetmeden hemen araştırmama başladım J
Gogol'un St.Petersburg'daki büstü
Nikolay Vasilyeviç Gogol , 1809′da Ukrayna’da küçük bir toprağa sahip bir ailenin çocuğu olarak doğmuş. Daha on yaşındayken babası ölmüş. Yaşamı zorluklarla boğuşarak geçmiş. Ömrü boyunca, halkının yoksulluğuna ve çaresizliğine tanık olan ve bu duruma çare arayan Gogol , gençlik yıllarında şiir ve edebiyata ilgi duymuş. Yazdığı eserlerle ve kendisi gibi bu sorunlara duyarlı yaklaşan Puşkin ve Belinski'nin de desteğiyle, eleştirel gerçekçi yazarlar arasında yerini almış. Yazar; 1828 yılında Saint Petersburg'a gidip, devlet dairelerinin birinde memur olarak çalışmaya başlamış. 1935 yılında memurluk yaşamını sonlandırıp yalnızca yazarlık yapmaya başlamış. 1848'de ülkesine dönmüş. Dinsel ve gizemci dünyanın içine giren yazar, bir süre sonra ruhsal sarsıntılar geçirmeye başlamış; çeşitli ruh hastalıklarıyla mücadele etmiş. Yaşamının son yıllarında yazdığı bazı yazılar sebebiyle tüm arkadaşları onu yalnız bırakmış. Bu zorluklara dayanama­yan Nikolay Vasilyeviç Gogol, 1852′de depresyona girmiş, yemek yeme­miş ve 9 gün içinde; yalnız, huzursuz ve yoksulluk içinde  43 yaşındayken yaşamını yitirmiş. Gogol, ‘Küçük İnsan’ı bir Edebiyat Kahraman’ı yapması açısından da önemliymiş; evet, tiyatro eseri haline getirilen bu eserinde de bunu yapıyor zaten! Tam burada, aklıma, Hocam Mehmet Eroğlu'nun şu sözleri geldi: "Rus yazarlar, eserlerinde merhamet duygusuna çok önem verdikleri için, dünya edebiyatında bu kadar büyük yer tutarlar."
     Pekii; bir oyuncu, bir deliyi nasıl bu kadar gerçekçi canlandırabilir? Şimdi gelelim, beni; çok ama çok etkileyen, düşündüren, ağlatan… muhteşem oyunculuğa:
     Erdal Beşikçioğlu, sahnede devleşiyor bu oyundaki inanılmaz performansıyla!  Oyunu izlerken, bir delinin değil, yaşadığı zorluklar yüzünden deliren çok akıllı bir adamın hatıra defterinin sayfalarına yazdıklarını okuyorsunuz bir solukta! Bir deli ancak bu kadar başarılı bir şekilde canlandırılabilir dedirten müthiş performansıyla, 2009'da verilen Baykal Saran Tiyatro Ödülü'nün sahibi olmuş zaten Erdal Beşikçioğlu!
     Bir Delinin Hatıra Defteri; etrafındaki insanlar tarafından hep eleştirilen, hor görülen sıradan bir devlet memurunun. platonik bir aşkla sevdiği, müdürünün kızının üst tabakadan bir adamı sevdiğini ve onunla evleneceğini öğrenmesiyle girdiği bunalımı, bu bunalım sonucu delirip kendini "İspanya kralı" olarak görmesini anlatan bir oyun. Bu oyunu, 1965 yılında Ankara Sanat Tiyatrosu'nda  ilk kez sahneye koyan ve bu tek kişilik oyunculuk performansıyla Türk tiyatrosunda "tek kişilik oyunu" başlatan sanatçı, Genco Erkal'mış. Eminim ki; o usta oyuncu da Poprişçin karakterini çok iyi canlandırmıştır ama ben Erdal Beşikçioğlu'ndan izlediğim Poprişçin'den çok ama çok etkilendim!..

     Asıl, Stüdyo Sahne'de sergilenen oyunu; Akün Sahnesi'nde izledim ben. Sahne tasarımı, daha önce hiç böyle bir tiyatro sahnesi görmediğimden, tarafımdan dakikalarca incelendi oyun başlamadan önce J  Sahnenin ortasında bir vinç, vincin tepesinden sarkan bacaklarını gördüğümüz Erdal Beşikçioğlu ve fonda bir müzik! başlangıç böyleydiJ  Sonrası mı? Sonrası; Erdal Beşikçioğlu'nun muhteşem oyunculuğuyla biz seyircilere yaşattığı karakterin, adım adım deliliğe doğru giden sürecini, büyülenerek…, düşünerek…, bir delinin yaşadığı durumu, hissettiklerini anlamaya, analiz etmeye çalışarak… geçti. Oyuncunun, oyunda lazımlık olarak kullandığı teneke kovayı, tam bizim üzerimize dökmesi de heyecan verici oldu bizim için :))) Neyse ki; kovanın içinde kağıttan konfetiler varmış, derin bir "oooh" çektik:))))) Sahnede harikalar yaratan, inanılmaz başarılı bir oyunculuk performansı sergileyen Erdal Beşikçioğlu için ne söyleyebilirim ki!.. Vinç üzerindeki canbazlığını mı anlatsam, havada vincin üstündeki atlayışlarını mı, ses tonuyla karakteri nasıl da gerçekçi kıldığını mı ya da "Annee, oğlunu gör!" diye ellerini açıp annesine seslenirken; beni nasıl ağlattığını mı yoksa selam verirkenki halini mi? Nefes nefese kalmış, çok fazla terlemişti. İşte bir oyuncu oynadığı bir oyunun hakkını ancak oyuna kendini bu kadar adayıp, alın terini akıtarak verebilir! Oyunu izleyen tüm seyirciler ayakta alkışladı kendisini!
     Oyun bitiminde yönetmen Cem Emüler'i tebrik ettim, izleyen herkes gibi benim de, Erdal Beşikçioğlu'nu çok başarılı bulduğumu ifade ettim ona ama bir kere de buradan kutlamak istiyorum iki değerli tiyatro sanatçısını da: "Sayenizde çok iyi bir oyun izledim!.. Kimi zaman düşündüm!.. Kimi zaman o adamın yaşadıklarına hüzünlendim!.."
     "Tebrikler Erdal Beşikçioğlu!.."
     "Tebrikler Cem Emüler!"
         "Başarılarınızın devamını dilerim!.." 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder