29 Nisan 2011 Cuma

29 Nisan Dünya Dans Günü Kutlu Olsun!..

Armada'da Dünya Dans Günü

Kuruluşundan (1994) bu yana, her Pazar Tango Akşamı düzenleyen Armada'da, bu akşamki Tango Gecesi'nde dansa Murat Şıkel'in yazdığı mesaj okunarak başlanacak... Ümit İris'in okuyacağı mesaj şöyle:

“Dansın, yaşamımızın bir parçası olmaya devam ettiğini görmek, kaybolmaya başlayan güzellikler içinde insanın duyacağı bir mutluluk olmalıdır. Uygarlığın ilk belirtilerinden biri olan ve kültürel alışveriş sayesinde evrensel bir anlatım şekline dönüşen dans, klasik bale eserlerinin sahnelendiği salonlarda insanların doğasındaki dürtülerin özlemlerini yatıştırmalarını sağladı. Sözlerin yetersiz kaldığı, sessizliğin doruk noktasında aşkın ve hatta nefretin gücünü en zarif şekilde ifade edilebilen, ruh ve beden ilişkisinin en güzel anlatımı olan dans sonsuza kadar yaşayacaktır. Dansın yumuşaklığı, zarafeti ve bu yapısının doğal sonucu olarak insanla yeşeren bağımsız yapısı, barışın ve sevginin en doğru anlatımıdır. Dans sanatına gönül vermiş insanlar olarak, Dünya Dans Günü kutlamalarının yalnızca bir günle sınırlı olamayacak kadar derin anlamlar taşıdığının bilinciyle günler ve hatta haftalar boyunca çeşitli etkinliklerle kutlanmasının gelecek nesillere bırakılacak güzel bir miras olduğunu düşünüyoruz.”
                                                                                                                                         Murat Şıkel
Not:  Bu güzel mesajı arşivimden buldum ve bugünün anlam ve önemine uygun olduğu için sizlerle paylaşmak istedim ama Murat Amcacığımın bu güzel mesajı hangi tarihte okunmuş Armada'da onu bilmiyorum :)

Devlet Sanatçısı Ünlü Balerin Meriç Sümen Kanan, Türk balesinin kurucusu ve “Hocası” Dame Ninette De Valois’yı özlemle andığı yazısında onu bize de tanıtıyor... Bana da en sevdiğim sanat dalı "bale" hakkındaki bu güzel yazıyı sizlerle paylaşmak düşüyor :)

                                                             Bir Madam Vardı
 Dame Ninette De Valois

Türk Balesi’nin kurucusu ve "ilk adımları"ndan, dakikalarca alkışlanan adımlarına dek birçok bale sanatçımızın başarılarında öğreti, emek ve katkı payı bulunan ünlü bale öğreticisi Dame Ninette De Valois, Mart ayında 102 yaşında öldüğünde, vasiyeti uyarınca, cenazesine yalnızca aile bireyleri katılabilmişti.
Kendisine saygılarını ve bale sanatına katkısı nedeniyle şükran duygularını sunmak isteyen sanatçılar ve sanat dostları, cenazesinde yerine getiremedikleri bu görevlerini, onun ölümünden altı ay sonra 28 Eylül günü Londra’da, Westminster Kilisesi’nde düzenlenen "Dame Ninnette De Valois’yı anma özel töreni"nde yerine getirebildiler.
İngiliz Kraliyet Ailesi temsilcileri yanı sıra, başta bale dünyasının önde gelen sanatçıları olmak üzere, birçok sanatçının, kordiplomatik mensuplarının da davetliler arasında bulundukları bu törende, "Devlet Sanatçısı" unvanı taşıyan ünlü bale sanatçımız Meriç Sümen Kanan da vardı.
Öğrencileri arasında kısaca "Madam" adıyla anılan Dame Ninnette De Valois’nın sanatı, kişiliği ve evrensel kültüre eklenen "geride bıraktıkları" konusunda konuşmaların yapıldığı, şiirlerinin seslendirildiği bu anma töreninde, İngiliz Royal Ballet Orkestrası ise, "Fındıkkıran", "Satranç", "Hovardanın Sonu", "Kuğu Gölü" ve "Uyuyan Güzel" bale yapıtlarından özel olarak seçilen bölümler çaldı.
"O törenin gizemli ortamında kendimi, Hocam Dame Ninette De Valois ile bir kez daha birlikte, hatta yanyana duyumsadım" diyor Meriç Sümen Kanan ve...
"Evet, bir Madam vardı gerçekten" diye başlayıp, "hocasıyla" paylaştığı yıllarına dönerken, Bütün Dünya okurlarını da yanına alıyor, beraberinde bizi de götürüyor o yıllarına...

 Devlet Sanatçısı ünlü Balerin Meriç Sümen Kanan, Türk balesinin kurucusu ve “Hocası” Dame Ninette De Valois’yı özlemle andığı yazısında onu bize de tanıtıyor...


Bir Madam Vardı   •Meriç Sümen Kanan  -  Bütün Dünya•

     Hocaların Hocası Dame Ninette De Valois (Edris Stannus) 6 Haziran 1898’de İrlanda’da doğdu. Bale eğitimini Spinoza ve Chechtti’den alarak daha 14 yaşındayken sahneye çıktı. Onaltı yaşında Londra’daki müzikal ve mim gösterileri ile revülerde oynayan bir dansçıydı. 1919’da operanın 1’inci balerini oldu. 1923-1925 arasında Diaghilev’in Paris’teki, Rus Bale Topluluğu’nda dans etti. 1926’da Londra Koreografik Sanatlar Akademisi’ni kurdu, kendi özel bale okulunu da açtı ve bale dersleri vermeye başladı. Böylece 28 yaşındayken dansı büyük ölçüde bırakarak eğitmenliğe başlamıştı. 1931’de, ileride İngiliz Ulusal Balesi’nin temelini oluşturacak Vic Wells Balesi’nin kuruluşunu gerçekleştirdi. Bu topluluğu 1946’da Covent Garden’daki Royal Opera Binası’na taşıyarak "Sadler’s Wells Ballet" adıyla gösterilerini başarı ile sürdürdü. Artık bir bale otoritesi olmuştu. 1956’da topluluğun adını Royal Ballet’ye dönüştürerek Kraliyet Balesi’nin resmen kuruluşunu sağladı. Eğitmen, hoca, koreograf ve özellikle yönetici olarak yoğun çalışmalarını sürdüren Madam, 1947’de İngiliz Kültür Heyeti’nin aracılığı ile, davet üzerine, ülkemize gelerek Türk Devlet Balesi’nin kuruluşunu gerçekleştirecek bürokratik adımları attırdı ve 6 Ocak 1948’de İstanbul, Yeşilköy’deki ilk resmi bale okulumuzun açılması ile devlet balemizin kurulmasını sağladı. 1950’de Ankara’daki Devlet Konservatuvarı’na katılan bu okul ile Dame Ninette De Valois’nın Türkiye’deki bale misyonu başlamış oldu. Madam 1948-1974 yılları arasında, en olgun çağında ve yaşamının çok önemli döneminde, maddi hiçbir karşılık beklemeden, bir misyoner gibi Türk balesini yarattı, geliştirdi, yönetti ve kurumsallaşmasını sağladı. Ondaki; sanat, bale ve insan sevgisi, karizması, disiplin anlayışı ve liderlik yeteneği "Bebeğim" dediği Türk balesini hızla büyük başarılara kavuşturdu. Beatrice Appleyard Fenmen, Molly Lake, Travis Kemp, Joy Newton, Audrey Knight, Lorna Mossfort, Dudley Tomlinson, Richard Glasstone, Alfred Rodrigues ve diğer birçok asistan, eğitmen, koreograf ve hocaları Ankara’ya getirerek Türk dansçılarının düzenli eğitim görmelerini ve gelişip yıldızlaşmalarını sağladı.
     Yetenekli Türk dansçı ve sanatçılarına Royal Ballet’de staj, çalışma ve dans olanakları yarattı, burslar verdirtti. Ben de dahil kimilerimizi defalarca Londra’daki evinde konuk etti. Yetiştirdiği ve yakından ilgilenerek özellikle teşvik ettiği sanatçılar arasında Engin Akaoğlu, Güloya Gürelli Auroba, Kaya İlhan, Tenasüp Onat, Yüksel Çapanoğlu, Hüsnü Sunal, Evinç Sunal, Ayla Ünal, Ferit Akın, Gülen Tekebaş, Meriç Sümen, Tanju Tüzer, Binay Berkan, Cantürk Sakarya, Geyvan Mc Millen, Jale Kazbek, Neyran Fişek, Suna Uğur, İnci Kurşunlu, Rengin Taş, Suna Şenel, Oğuz Özlem, Duygu Aykal, Oytun Turfanda, Özkan Arslan ve Mehmet Balkan ile özellikle dekoratör Osman Şengezer ve kimi Türk bestecileri –Ferit Tüzün, Nevit Kodallı, Çetin Işıközlü  gibi– ve koreografiye yönelmelerini istediği belli dansçılar –Sait Sökmen, Duygu Aykal, Geyvan Mc Millen ve Oytun Turfanda gibi– vardı.
     Madam, balemizin çok başarılı ilk yurt dışı turnesini 1965’te Sofya, Varna ve Rusçuk ile Bulgaristan’a yaptırdı. Bunu daha sonraki yıllarda Cezayir, Tunus, Mısır, Kıbrıs ve diğer turnelerimiz izledi. Türk seyircilerine "Keloğlan", "Pastoral Suit", "Hoffman’ın Masalları", "Büyüleyen Aşk", "Giselle", "Coppelia", "Les Sylphides", "The Rake’s Progress", "Satranç", "Les Patineurs", "Uyuyan Güzel", "Ölüm ve Genç Kız", "Les Rendez - Vous", "Çeşme Başı", "Kuğu Gölü", "Don Kişot", "Sinfonietta", "Pineapple Poll", "Hançerli Hanım", "Sylvia", "Pembe Kadın", "Çark", "Güzel ve Canavar", "Üç Kız Kardeş", "Fındıkkıran", "Judith", "Kanlı Düğün", "Romeo ve Juliet", "Şımarık Kız", "Hürrem Sultan" ve diğer ünlü yerli ve yabancı bale yapıtlarını ilk kez Madam tanıtmıştır. Bunların bir bölümünü kendisi sahnelemiş, kimileri için yabancı hoca ve koreografları görevlendirirken, bazıları için de genç Türk koreograf adaylarını teşvik edip görevlendirmiş ve onların yetişmelerini motive etmiştir.
     Madam 70’li yıllarda Londra’ya döndükten sonra da ara ara Türkiye’ye gelerek Türk balesinin gelişmesindeki katkılarını sürdürmeye yine fahri olarak devam etmiş ve yetiştirdiği bale sanatçılarının genç nesillere eğitmenlik, hocalık ve yöneticilik yapmalarını büyük bir dikkat ve memnuniyetle izlemiştir.
     1950 yılında İngiliz hükümeti Madam’a "Şövalye" unvanını vermiş, 1951’de de "Dame" payesi ile onu tekrar onore etmişti. İngiliz Ulusal Balesi ile Türk Devlet Balesi’nin kurucusu olmasına ek olarak, Dame De Valois; Kanada, Güney Afrika ve İran balelerinin de temellerinin atılışına büyük katkılarda bulundu. Ayrıca Almanya, Avustralya ve Yeni Zelanda baleleri için önemli hizmetler verdi. Bale sanatını kitlelere sevdirmek için kendi anılarını da içeren üç değerli kitap yazdı: "Invitation to the Ballet" (Baleye Davet) (1937), "Come Dance With Me" (Gel Dans Edelim) (1957), "Step by Step" (Adım Adım) (1977).
     Madam 1964 yılında Royal Ballet’den kendi isteği ile emekli oldu, ancak onu "Kraliyet Balesi’nin Ömür Boyu Yöneticisi" yaptılar. Dame De Valois da bu unvanı ile 1973’lere dek Ulusal Balesi’ne olan hizmet ve katkılarına seve seve devam etti.
     Türk balesi 20’nci kuruluş yılına girerken, Ocak 1967’deki "Sylvia" balesinin galasında Madam’a, Cumhurbaşkanımız özel bir "Teşekkür Plaketi" vermiştir. 1971-1972 sezonundaki "Romeo ve Juliet" balesi galasında da Türk Devlet Balesi’nin 25’inci yılına girişi vesilesi ile Kültür Bakanımız kendisine "Devlet Kültür Nişanı"nı takdim etmiştir. Haziran 1974’te Hollanda’da ünlü "Erasmus" ödülü ile onurlandırıldığı gece ben de, Hollanda kraliçesinin katıldığı bu anlamlı törende davetli olarak bulunmuş ve Sevgili Hocama "Tebrik Plaketi" ile onu çok sevindiren bir demet çiçek sunmuştum.
     Atatürk’ümüzün 100’üncü doğum yılı nedeniyle Londra Büyükelçiliği’mizde Mart 1982’de düzenlenen Özel Türk Gecesi’nde 85 yaşına basan Madam’a altın bir "Teşekkür Plaketi" takdim etmiştik. İki yıl kadar sonra ondan aldığım 25 Mayıs 1984 tarihli mektubunda; benim, Bolşoy Bale Akademisi’nde hocalık diploması aldığımı öğrendiğini belirterek tebrik ediyor, "Türk balesi ne alemde, neler yapıyorsunuz, hangi yapıtları oynuyorsunuz?" diye sorarken daha kaç yıl dans edeceğimi planlamamı öğütlüyor ve hepimize başarı dilekleri ile sevgilerini iletiyordu. Bale sanatına yaptığı üstün katkılarından dolayı daha önceki yıllarda altı İngiliz üniversitesinden aldığı Fahri Doktorluk unvanına ek olarak, 1986’da İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı da Madam’a Fahri Profesörlük Beratı verdi. İngiltere’nin en büyük nişanı olan "Devlet Liyakat Madalyası", 1992 yılında Dame Ninette De Valois’ya verildi. Mart 1994’te İstanbul Devlet Balemizde Madam’ın 95’inci yaşını kutlama amacıyla onun yıllar önce Ankara’da ilk kez sahnelettiği "Çeşme Başı" ve "Hovardanın Sonu" baleleri temsil edildi. Tekrar anımsanmasından çok mutlu olan Hocamız tevazu içinde Türk balesine şu mesajını yollamıştı:

"En iyi dilek ve umutlarımla Türk balesinin başarılarının devamını istiyorum. Balenizin oluşumunda bir pay aldığım için büyük onur duymaktayım ve eminim ki başarılarınız devamlı olacaktır. Hepinize teşekkür ediyorum.
Sevgilerimle,
Dame Ninette De Valois."

     Ocak 1998’de Türk balesinin 50’nci ve Madam’ın da 100’üncü yaşı nedeniyle kendisine Cumhurbaşkanımız adına "TC Devlet Liyakat Nişanı"nı Londra’daki evinde takdim etmiştik.
     Artık çok yaşlanmıştı, zor konuşabiliyordu. Göğsüne taktığımız bu büyük nişan onu hayli heyecanlandırmıştı. Çok mutlu olduğunu söyledi, yine balemizin durumunu sordu. Verdiğim bilgiler onu hayli sevindirdi, başarılar diledi. 6 Haziran 1998’de Madam’ın 100’üncü doğum günü Londra’da özel bir törenle kutlandı. 2000 yılına –yeni binyıla– girerken İngiliz Posta İdaresi onun için özel bir Millennium Pulu bastırttı. Pulun üzerinde Madam’ın bir gençlik bir de olgunluk dönemine ait iki güzel fotografı vardı. Sevgili Hocamı en son olarak Nisan 2000’de Thames kıyısında devletin ona tahsis ettiği ve bir hemşire yardımı ile baktırdığı evinde eşimle birlikte ziyaret ettim. 101 yaşını doldurmuştu, artık yürüyemiyordu, göremiyordu. Hâlâ çok güzel ve vakurdu; ellerini, yüzünü öptüm. Zor işitiyordu, biraz konuşmaya çalıştım ve üzüntü içinde birlikte son iki fotografımızı çektirdik. Bunun Hocamı son görüşüm olacağını anlamıştım...
     Madam De Valois büyük bir bale otoritesi olarak birlikte çalıştığı tüm kadroyu motive etmeyi çok iyi bilen, vizyon sahibi, yaratıcı ve karizmatik bir sanat lideriydi. Bir ömre sığdırdıkları gerçekten inanılmaz olan bir büyük hoca ve çok çalışkan bir sanat yönetmeniydi. Her zaman zarif, güzel, gizemli ve vakurdu. Türk balesi şimdi Ankara, İstanbul, İzmir, Mersin ve Antalya’da yerleşik olarak yapıtlarını muntazaman sergileyebiliyorsa bunu herşeyden önce kurucumuz, hocamız, yöneticimiz ve sanat danışmanımız olan ve bizleri yetiştirip yol gösteren, bale dünyasının efsane adı sevgili Madam’a borçluyuz. Yaşam biçimi tümüyle bale olan Madam, hasta olduğu son 7-8 yıl hariç, yaşamını tümüyle baleye adamıştı. Türk balesine sanatı, tekniği, karşılıklı sevgi-saygıyı, çalışmayı, disiplini, güven ve itaati, dolayısıyla tüm bunlara dayalı olan huzur ve başarıyı o öğretmiştir.
     Dünya Kadınlar Günü’ne rastlayan 8 Mart 2001 tarihinde 102 yaşında yaşama veda eden Dame Ninette De Valois artık bu fani dünyada yok. Çok üzgünüz, onu çok özleyeceğiz. Özellikle Her yıl 29 Nisan’da kutladığımız Dünya Dans Günlerinde hocamızı hep arayacağız.

"Huzur içinde uyu, Sevgili Madam, Biricik Hocam..."

  Meriç Sümen Kanan

20 MART 2011'de İzlediğim "ÇELİK MANOLYALAR" Adlı Tiyatro Oyunu Hakkında Yazdığım Eleştiri Yazım

BİR Lütfen Anasayfa için Tıklayınız >>> OYUNU
ÇELİK MANOLYALAR
Unutmamamız gereken bir şey var; "Hayat devam ediyor!.."
Çelik Manolyalar, duygu yüklü bir kadın hikayesi… Kadınların dostlukla, dayanışmayla her zorluğun üstesinden zor da olsa gelerek; yaşamaya devam edebilmelerini anlatıyor.
Bir kuaför salonunda geçen oyunda; Şenay Gürler, Suna Keskin, Oya İnci ve Suzan Aksoy gibi başarılı oyuncuların yanında Dicle Alkan ve Nilay Duru da, iki genç yetenek olarak başarılı bir oyunculuk sergiliyorlar tiyatro seyircisine. Ben, özellikle Shelvey karakterini canlandıran Nilay Duru'nun oyunculuğuna bayıldım.
Öğrendim ki; manolya her daim yeşil kalan bir çiçekmiş. Yapraklarını döker, yeniden açar ama yeşilliğinden hiç ödün vermezmiş. İşte bu oyunda yaşam hikayelerini izlediğimiz altı kadının da 'çelik manolyalar' olarak adlandırılmasının nedeni de bu olsa gerek! Birçok acı yaşıyorlar, birçok zorluk çekiyorlar; en büyük acı olan ölüm acısını yaşıyorlar fakat tüm bunlara rağmen; çelik gibi güçlü olmaya çalışarak yaşamaya devam ediyorlar…
Aslında, oyunda; şeker hastası olduğu için bebek sahibi olmaması gereken Shelvey'nin, bebeğini dünyaya getirdikten sonra böbreklerinin iflas etmesi ve bunun sonucunda yaşama veda etmesi eksen alınarak; "hayatın her şeye rağmen güzel olduğu", "yaşamın her zorluğa karşın yaşanmaya değer olduğu" anlatılmak isteniyor… Shelvey'nin ölmeden önce söylediği şu söz; "Çelik Manolyalar" adlı bu oyunun ana fikri bence:
"Hayat devam ediyor!.."
Merve Ertekin

19 MART 2011 Tarihinde İzlediğim "BÜYÜK İKRAMİYE" Adlı Oyun Hakkındaki Eleştiri Yazım

BİR Lütfen Anasayfa için Tıklayınız >>> OYUNU ;
BÜYÜK İKRAMİYE
Bu hayatta, mutlu olabilmek için kazanacağımız asıl büyük ikramiye; sevgidir!
Tiyatro oyunlarında, perde açılmadan önce çalan giriş müziğinin; seyirciyi oyunun atmosferine sokmak için çaldığını biliyordum. Büyük İkramiye'de giriş müziği olarak çalan "Aşkın Kanunu", "Dudaklarında Arzu" vb. eski Türk Sanat Müziği şarkıları ile; lotodan ikramiye çıkan bir ailenin yaşadıklarını anlatacağını bildiğim oyunun konusunu bağdaştıramadım önce. Ama ikinci perdeye gelindiğinde, lotodan büyük ikramiye çıkan ailenin kızı ve ona nezaket dersi veren genç arasında doğan aşka tanık olunca, bu şarkıların çalınmasının amacını anladım. Hem; büyük ikramiyenin sahibi olan karı-kocanın birbirlerine duydukları sevginin büyüklüğü de, bu şarkılarda ifade edilenlerle bağdaşıyordu. Kadın kocasına diyordu ki; "Sen, zengin olunca her şeyini değiştirdin ama bir tek şeyi değiştirmedin?" "Neyi?" diye soruyordu adam karısına. Karısının cevabı: "Beni!" oluyordu. Sonuç olarak; bu şarkıların giriş müziği olarak seçilmesinin nedenini ikinci perdeyi izlerken anladım ancak.
Oyunun müziklerine kafayı takmış bir halde izledim oyunu :) Evin kızının dışarıdaki sosyetik hayata uyum sağlama çabasının anlatıldığı fotoğraflarından oluşan slayt gösterisi ilginç bir fikir olmuş. Bana, yazısız bir fotoromana bakıyormuş hissi verdi; o, bir hikayesi olan ve birbiri ardına sıralanan fotoğrafları izlemek. Ama fotoğraflar, yapmacık geldi bana. Belki de öyle olmaları gerekiyordu; kızın alışkın olmadığı o yaşantıya ayak uyduramadığının anlaşılabilmesi için. Slayt akarken çalan yabancı şarkıları beğenmedim ben. Ama o şarkıların da, kızın özendiği yaşamda yer  alan özenti şarkıları temsilen seçildiğini düşündüm dinlerken.
Oyunun sonunda kız, kendisi için asıl büyük ikramiyenin sevgi olduğunu anlıyor. Anne ve babası da asıl mutluluğun parada değil huzurlu ve oldukları gibi bir yaşam sürerek yaşanabileceğini, geç de olsa anlıyorlar.
Kimi seyirci; oyunu basit ve komik bulabilir ama aslında "Büyük İkramiye", anlayabilene büyük dersler veren bir tiyatro oyunu! Ünlülerin pırıltılı yaşamlarına özenip onlar gibi olmak, onların sürdürdüğü gibi bir hayat sürdürmek isteyen insanlara, özellikle de bu istekteki genç kızlara; o pırıltılı dünyanın dışarıdan göründüğü gibi olmadığını gösteriyor. Ünlülerin yaşadıkları dünya, oyunda "dış dünya" olarak nitelendiriliyor. İkoncan olmak isteyen Evrim; bu dünyayı bir müddet deneyimledikten sonra hiç de tahmin ettiği, yaşamayı istetidiği gibi bir yer olmadığını anlıyor. Amacı ikoncan olup; zengin koca bulmak olan Evrim; geç de olsa zenginliğin mutluluk getirmediğinin farkına varıyor. İçinde yer almak istediği jet sosyetenin hiç de matah bir yer olmadığını anlıyor. Yıllardır şans oyunları oynayıp da, büyük ikramiyeyi tutturmak için uğraşan baba da; sonunda paralarını kaybedip zengin olamasalar da, kızının mutlu olduğunu görebildiği için çok seviniyor.
Oyuncuların hepsi başarılı, performansları iyi ama en dikkat çeken performans Pelin Ermiş'inki bence.  Armağan Çağlayan'ın oyunculuğunu değerlendirmem gerekirse; bence oyunculuğu başarılı ama konuşması çok hızlı; diksiyonunu düzeltmesi daha yavaş konuşmaya çalışması gerekiyor. Bu nedenlerle Armağan Çağlayan, Büyük İkramiye'de oyunculuğundansa danslarında daha başarılıydı bence :)
Merve Ertekin

28 Nisan 2011 Perşembe

Üniversite 1'inci sınıftayken yazdığım bir haber :)

Yaşamın aynasıdır tiyatro

Bu yıl ana teması, “Yaşamın aynasıdır tiyatro” olarak belirlenen festivali düzenleyen
Toplumsal Araştırmalar Kültür ve Sanat İçin Vakfı’nın (TAKSAV) Başkanı Abdullah Kahraman, festivalin düzenlemesindeki temel amacın “Her türlü oyunu Ankaralıya seyrettirmek, sergileyecek salon bulamadığı için seyirciyle buluşamayan tiyatro topluluklarının seyirciyle buluşmasını sağlamak” olduğunu söyledi.

Merve Ertekin

10.Uluslararası Ankara Tiyatro Festivali, Toplumsal Araştırmalar Kültür ve Sanat İçin Vakfı’nın (TAKSAV) Ankara Şubesi tarafından, 38 yerli, 2 yabancı tiyatro topluluğunun katılımıyla 18 Kasım – 5 Aralık tarihleri arasında  gerçekleştirildi.

Festivalin bu yıl 10’uncusu düzenlendi
TAKSAV tarafından bu yıl 10’uncusu düzenlenen festivalde sahnelenen oyunlar arasında; İki Oda Bir Sinan (Tiyatro Kare), Süleyman ve Öbürsünler (Semaver Kumpanya), Yolcu (Nazım Oyuncuları), Kumarbazın Seçimi (Kent Oyuncuları), Dobrinja’da Düğün (Tiyatro Pera), Felek Bir gün Salakken (Ortaoyuncular), Araf‘ta (Ahşap Çerçeve Kukla Atölyesi) vardı. Oyunların, Devlet Tiyatroları sahneleri, Fransız Kültür Merkezi, Migros Sanatolia Sahnesi, TAKSAV’ın kendi salonu, Ekin Sanat Merkezi ve yeni açılan Devlet Opera ve Balesi – Leyla Gencer Sahnesi‘nde sahnelendiği festivalin düzenleme komitesi başkanı Yener Aksu’ydu.

Festivalde “Küp” ve “Beden Ayetleri” isimli iki sokak oyunu da izleyicilerle buluştu. Ankara’da bulunan Gülüm Pekcan Dans Stüdyosu‘nun Dans Tiyatrosu da bir temsil sahneledi. Amerika ve Avrupa‘da “Tiyatro Sporu” adı ile seyircilere sunulan gösteri türünün bir örneği de Mahşer-i Cümbüş tarafından sahnelendi.

Açılış Beden Ayetleri adlı sokak oyunuyla yapıldı
Festivalle ilgili olarak Görünüme konuşan TAKSAV’ın Ankara şubesi Başkanı Abdullah Kahraman, ”Bu festivali her yıl düzenliyoruz, düzenlemekteki temel amacımız, her türlü oyunu Ankaralıya seyrettirmek, sergileyecek salon bulamadığı için seyirciyle buluşamayan tiyatro topluluklarının seyirciyle buluşmasını sağlamaktı“ dedi. Sözlerine, festivale profesyonel tiyatro toplulukları, üniversite tiyatro grupları, amatör tiyatro grupları  ve belediyelerin  tiyatro gruplarının karma olarak katıldığını söyleyerek devam eden Kahraman, açılışı “Beden Ayetleri” adlı sokak oyunuyla yaptıklarını ifade etti. Kahraman, festivale bu yılki katılımın geçen yılkine göre daha düşük olduğunu, bunun nedeninin katılacak yabancı grupların geç belli olması dolayısıyla broşür ve afişlerin geç basılması ve de Altındağ ve Leyla Gencer sahnelerinin ulaşımının güç olması olduğunu dile getirdi. “Ama buna rağmen 10,000 civarında Ankaralı oyunları izledi “ dedi.

“Gençlerin tiyatro izleme isteği diğer insanlarınkine göre daha fazla.”
Kahraman, festivalin 11’incisinin Kasım 2006’da  yapılmasını planladıklarını ve hazırlıklarına şimdiden başladıklarını söyledi. Öğrencilerin festivale katılımının çok olduğunu, gençlerin tiyatro izleme isteğinin diğer insanlara göre daha fazla olduğunu gözlemlediklerini anlattı. Festivalin, Kültür Bakanlığı, Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü ve Çankaya Belediyesi gibi kurumların katkılarıyla gerçekleştirildiğinden bahseden Abdullah Kahraman, bunun yanı sıra festivale katkısı olan gönüllü öğrencilerin de gişede, broşür dağıtımında ve oyunculara rehberlik yapmada yardımı olduğunu kaydetti.

Yağan yağmur engel olamadı
Bu yılki festivalde en çok seyirci toplayan oyunun, Oyun Atölyesi tarafından sahnelenen, Jeanne D’Arc’ın Öteki Ölümü, olduğunu ifade eden Kahraman, “Fransız pandomim de çok izleyici aldı. Fransızca olarak sahnelenen oyuna, Fransızca okuyan öğrencilerin yüzde 70’i geldi“ dedi. Abdullah Kahraman, oyunların Ankara seyircisinden gördüğü talebin en güzel örneğinin, Yeni Sahne önünde sahnelenen “Beden Ayetleri” adlı sokak oyununu yağmur altında yüzlerce kişi tarafından seyredilmesi olduğunu dile getirdi.

27 Nisan 2011 Çarşamba

Ankara Devlet Opera Binası, 2 Nisan 1948'de açılmış.

KUDRET

GÜNLÜK SİYASİ DEMOKRAT GAZETE
3 NİSAN 1948 Cumartesi  Yılı 1  Sayı: 231



Ankara Devlet Opera binası dün akşam açıldı
Devlet Opera ve Tiyatro binası bu akşam Türk kompozitörlerinin ilk defa çalınan eserleri ile açıldı. Cumhurbaşkanı ve Bayan İnönü'nün bulundukları bu açılış töreninde Bakanlar, milletvekilleri,  kordiplomatik ve şehrimizin tanınmış simaları hazır bulunmaktaydı.
Temsil programının birinci bölümünde Cemal Reşit'in senfonisi , Ulvi Cemal Erkin'in keman konçertosu, Necil Kazım Akses'in baladı vardı. İkinci bölümde değerli kompozitör Ahmet Adnan Saygun 'un uzun zamandan beri itina ile hazırlanmış bulunduğu Kerem Operası'nın birinci perdesinin birinci sahnesi temsil edilmiştir. Güzel Sanatlar Umum Müdürlüğü tarafından bir broşür çıkarılmış; çalınan eserlerin ve sanatkarların resimleri kuşe kağıt üzerine basılmıştı. Aynı zamanda broşürde Ahmet Adnan Saygun'un Kerem Opereti'nin sözleri Türkçe ve Fransızca olarak yazılmıştı.
(Bu haber metni, 2 Nisan 2008 Çarşamba tarihinde yayınlanan OPERA BALE adlı Nostalji Gazetesi'nden alıntıdır.)



26 Nisan 2011 Salı

Cemal Süreya demiş ki:

"Peanut" çizgi dizisinin yaratıcısı Charles Schultz'un felsefesi :

1. Dünyanın en varlıklı 5 insanı kim?
2. Son beş 'Camel Trophy'yi kimler kazandı?
3. Son beş yılın güzellik kraliçeleri kimlerdi ?

4. Nobel ödülü kazanan 10 kişinin adlarını söyleyin.
5. Oscar ödülü kazanan 12 aktör veya aktrisin adlarını söyleyin.

Ne kadarını yanıtlayabildiniz ?

Aslına bakarsanız geçmişin ünlülerini hiçbirimiz hatırlamayız.

Bunların hepsi kendi alanlarının en iyileridir.
Fakat alkış biter. Ödüller solar. Başarılar unutulur.
Ünvanlar ve sertifikalar sahipleriyle birlikte gömülür.
Simdi de bu sorulari yanitlayin:


1. Okul hayatınızda sizi destekleyen bir kaç öğretmeninizi sayın.
2. Zor bir zamanınızda size yardım eden 3 arkadaşınızın adını söyleyin.
3. Size kayda değer birşeyler öğreten 5 kişi söyleyin.

4. Sizi takdir edip, özel hissettiren bir kaç kişi düşünün.
5. Birlikte olmaktan zevk aldığınız 5 kişi düşünün.


Daha kolay değil mi?

Kıssadan hisse: Hayatınızda bir fark yaratan insanlar; en fazla saygınlığa,
en çok paraya ya da ödüle sahip olan kişiler değildir. Size önem veren, özen gösteren kişilerdir.

25 Nisan 2011 Pazartesi

Bugün, 7.Ankara Uluslarası Küçük Hanımlar, Küçük Beyler Çocuk Tiyatroları Festivali'ndeydim :)

Mustafa Kemal ATATÜRK, çocuklara demiş ki:
"Küçük hanımlar, küçük beyler! Sizler hepiniz geleceğin bir gülü, yıldızı, bir mutluluk parıltısısınız!    Memleketi asıl aydınlığa boğacak sizsiniz. Kendinizin ne kadar mühim, kıymetli olduğunuzu düşünerek ona göre çalışınız. Sizlerden çok şeyler bekliyoruz!"

Fotoğraflarını çektiğim bu tatlı Küçük Hanımlar daa, Küçük Hanımlar, Küçük Beyler Çocuk Tiyatroları Festivali'nde; bugün, KKTC Lefkoşa Bel. Tiyatrosu oyuncuları tarafından sahnelenen  "Alice Harikalar Diyarında" adlı çocuk oyununu izlemeye gelmiş minikler!   :))
                                        

22 Nisan 2011 Cuma

28.ULUSLARARASI ANKARA MÜZİK FESTİVALİ'nde; bugün, MEB Şura Salonu'nda "ZIV EITAN'LA RİTME YOLCULUK" konserini izledim!..

   Ziv Eitan'ın; marimba, davullar ve 50 çeşit perküsyonu, sahnenin bir başından bir başına, bir vurmalı çalgıdan bir başka vurmalı çalgıya hızla geçerek çaldığı muhteşem bir konserdi. Konserde, vurmalı çalgılar ustası Ziv Eitan'a; çellosuyla David Tsur, perküsyon ve vurmalı çalgılarda da Yehonaton Givoni eşlik etti.
 
      
Sesini en sevdiğim çalgı olan ksilofon !



     Kendilerini izleyenlere, harika bir görsel ve işitsel şölen yaşatan sanatçılar, konser bitiminde seyirciler tarafından ayakta alkışlandılar...

19 Nisan 2011 Salı

Abant İzzet Baysal Üniversite'sinde bugün çektiğim, yoğun sisli fotoğraflar :)))))))

ULU ÖNDER ATATÜRK'ün heykeli

 

Abant İzzet Baysal Üniversitesi'nin kurucusu İZZET BAYSAL'ın heykeli

 
  Fotoğraflardan da belli olduğu üzere; o gün ne çok sis vardı yaa...


 

Bu fotoğrafta çimlerin üzerinden havalanırken yakaladığım, uçarken bana poz veren çok tatlı ve minik bir kuş var! :) Görebildiniz mii?

14 Nisan 2011 Perşembe

Bolu'da tarihi Valilik Binası'nda çektiğim fotoğraflar

Valilik Binası'nın bahçesinde sergilenen, Bolu ve civarında bulunmuş;
Roma Dönemi'nden kalma tarihi eserler :










 




 









13 Nisan 2011 Çarşamba

Bugün "Abant İzzet Baysal Üniversitesi 3.Dans Festivali"ndeydim

Festival çok güzeldi. Tabii; tüm dansları, bir danssever olarak büyük bir zevkle izledim :) 
Her tür dans vardı: salsa, modern dans, Bolu Yöresi halk oyunu, efeler, Kafkas dansları ve bir sürü dans çeşidi...  Gördüm ki; A.İ.B.Ü'nin öğrencileri bu dans işinde başarılılar hakikaten :))


A.İ.B.Ü Modern Dans Topluluğu'nda dans eden kardeşim Melike


 
Minik balerinler ve onları çalıştıran Melike Ablaları :)


Minik balerinler ve bale aşığı Merve Ablaları :))


Kardeşim Melike ve Onunla gurur duyan ablası Ben!


Kardeşimin birlikte dans ettiği arkadaşları ve Ben! Kulisteyiz ki; kulisler benim en sevdiğim mekanlardandır :)))))

AİBÜ Bolu Yöresi Halk Oyunları Ekibi